KUR-AN, GÖKTEN İNDİĞİ SANILAN KİTAP DEĞİLDİR

Nedir “gökten indiği sanılan kitaplar” ifadesi?
İslamiyet’e göre Kur’an, Hz. Musa’nın levhaları gibi gökten “yekpare” indirilmiş bir kitap değildir.

Aksine Kur’an’ın, 23 yılda peygamberin “kalbine vahyedildiği” kabul edilir.
Yani Kur-an’ın akıbeti “levhalar gibi tek parça indirilmek” değil, azar azar kalbe söylenmek (vahi) şeklinde olmuştur.
İndirilmek yani vahyin getirilmesi ile ilgili çarpıcı bir ifade İsra suresi 93. ayette bulunuyor…
Ayete göre müşrikler Hz. Muhammet‘e geliyor ve “Göğe çıkıp bize gökten bir kitap indirmezsen sana inanmayız.” diyor.
Buna karşılık Hz. Muhammet,BEN SADECE BEŞERİM (bu dediklerinizi nasıl yapayım?) şeklinde cevap veriyor.
Yani müşrikler için gökten bir kitap inmiyor. Burada müthiş bir vurgu var.
Yine Bakara 79′da; “Kendi eliyle kitap yazıp az bir para almak için ‘Bu Allah katından gelmedir.’ diyenlerin vay haline!” yazıyor.
O halde ayetlere göre Kur-an, gökten indiği “sanılan” bir kitap olabilir mi? Hayır, çünkü “sanacak” bir durum ortada yoktur, çünkü izahı Kur-an’da yapılmıştır.
Atatürk‘ün bu ayetlerden haberi var; Bu ayetlere paralel olmayan bir cümle söylemiyor. Küçük yaşlardan beri Atatürk‘ün Kur-an’ı bildiği, ezbere okuduğu bilinir. (Allah ezberciliği sevmez, ama cahiliye döneminde hiç Arapça bilmeyenlerin Kur-an’ı Arapça Okuyup ezberleyip <Hafız> ünvanı alanların doğrudan cennetlik aldatmacasıyla teşvik edilirdi)
Her ikisi de hurafeciliği, bağnazlığı, Allah ile aldatmayı vurguluyor.
Tarih boyunca kitap yazıp, “Bu kitap gökten iniyor, melekler alkışladı, kitabı bana tanrı yazdırdı, şu ayetler benden bahsediyor” gibi sözler eden dolandırıcı kimselere ve bu gayrete atıfta bulunuluyor.
Mesela Said Nursi’nin, yazdığı kitabın Kur’an’ın feyzinden geldiği, meleklerin alkışladığı, Nur ve Hud surelerinin kendisinden bahsettiği, kendisine saygısızlık yapıldığında deprem olacağı gibi ifadeleri bulunur. (Bkz: Sözcü/Sinan Meydan/9 Ekim 2017)
Bu ifadeler, Rumi’nin karşısında bir hiçtir. Rumi, ön sözünde Mesnevi’nin, alemlerin rabbinden inme ve Kur-an’ı apaçık hale getirenin Mesnevi olduğunu,

4. cildinde Mesnevi’nin Tanrı vahyi olduğunu yazmış,

6. ciltte ormanlar kalem olsa Mesnevi bitmez diyerek, Kur-an’ın Lokman suresi 27. ayetini kendi kitabına uyarlamıştır.
Durum buyken az bile söylemiş Atatürk.
Ben olsam, {gökten indiği sanılan kitaplara ilişmeyin, açın önce islam olarak Kur*an‘ı, sonra yurttaş olarak Nutuk‘u okuyun} diye eklerdim.