” BİNDİĞİM EŞEK BENDEN AKILLI OLMAYACAK….”
Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, Köy Enstitülerinin kapatılması gerektiğini savunanlara karşı Meclis’te köylüyü okutmanın yararlarını anlatır ve sonunda ;
“Zararları nedir?” diye sorar.
Toprak ağası bir milletvekili…..
“Ben 3’ü 5’i bilmem, bindiğim eşek benden akıllı olmayacak.
Olursa düşürür, okuyan köylü zapt olmaz” der.!
Bugün gelinen nokta da aynıdır….
Sadece yöntemler farklı…..
Peki Köy Enstitüleri neden kapatıldı ?
Bir gazeteci dönemin Van milletvekili Kinyas KARTAL ile yaptığı bir röportajda sorar:
“– Köy enstitüleri komünist yetiştirdiği için mi kapatıldı?
–Hayır. Beni babam Moskova Üniversitesi’nde okuttu komünizmin ne olduğunu ben gayet iyi biliyorum. Köy enstitülerinde komünizmi bilen kimse yoktu.
–Peki, karma eğitimden dolayı mı kapatıldı?
–Hayır. Bu da değil bütün dünyada okullar karma eğitim kız erkek beraber okuyor.
–Peki ya neden? –Ben kapattırdım köy enstitülerini. Ben toprak ağasıyım. 200’e yakın köyüm var. Bu köylerdeki halk bana tapar. Ne işi varsa bana sorar. Evlenecek, boşanacak, askere gidecek, mahkemesi nesi varsa gelir bana danışırdı.
Ama köy enstitüleri açıldıktan sonra beş köyüme köy enstitüsü mezunu geldi ve bu köylerden artık kimse bana gelip danışmamaya başladı.
Ben düşündüm 200 köyümün hepsine köy enstitüsü mezunu gelirse benim ağalığım ne olur, sıfıra düşer!
Böyleyse benim harekete geçmem gerekir dedim ve doğudaki bütün ağalara telefon ettim onları topladım. Bir de batıdan buldum Eskişehir’den Emin Sazak.
Sonra Menderes’le pazarlığa gittik. (Yıl 1950 seçimlerin olacağı zaman)
Dedik ki köy enstitülerini kapatırsan şu gördüğün doğudaki tüm toprak ağaları ve batıdan Emin Sazak’ın oyları sana. Kapatmazsan oy yok ve Menderes’te 1950’de iktidara gelir gelmez köy enstitülerinin temelini sarsmaya başladı.
Demokrat Parti iktidara geldikten sonra 27 Ocak 1954’te çıkarılan kanunla Köy Enstitüleri kapatılarak günümüze ve geleceğe ışık saçacak güneşimiz resmen batırıldı. Köy Enstitüleri kapatılmasaydı, fırsat ve imkân eşitliği sağlanırdı. Ezberleyen öğrenci değil de okuyan, üreten, düşünen öğrenciler başarılı olurdu. Öğrenciler okullarına cep harçlıklarıyla değil emekleriyle “katkı” yaparlardı.
Demokrasi sadece kitaplardaki tanımlarda değil yaşamın ta içinde olurdu. Daha nitelikli öğretmenler yetişirdi.
Öğrenciler verilenle yetinmez, araştırır, bulur ve tartışırlardı. Boş zamanlarını müzik dinleyerek değil enstrüman çalarak; takım fanatikliği ile değil spor yaparak değerlendirirlerdi.
Biz şu an sadece matematik problemlerini hızlı çözen çocuklar yetiştiriyoruz.
Hepsi bu.
Ötesi yok…
“Köy Enstitülerinin bütün günahı omuzlarıma, sevabı başkalarına olsun. O kurumların günahı bile bana yeter.” der , Hasan Ali Yücel.
ONLAR AYDINLANMANIN KENDİSİ, CUMHURİYETİN ŞAH DAMARI, KALKINMANIN İSMİ İDİ……IŞIKTAN KORKAN, KARANLIK BEYİNLER TARAFINDAN KAPATILDI…Köy Enstitüleri pozitif ayrımcılıkla fırsat ve olanak eşitliği ilkesini sağlamayı, sınıf ayrımını ortadan kaldırmayı amaçlamıştı. Işıktan korkanlar ışığı söndürdüler!
Anadolu aydınlanmasını evrensel değerlerle harmanlayan; başta Köy Enstitüleri olmak üzere hayata geçirdiği her çalışmada, eşitlikçi ve demokratik bir eğitim sistemini hedefleyen eski Milli Eğitim Bakanlarımızdan Hasan Âli Yücel’i, vefatının 65. yıl dönümünde saygıyla anıyorum.
Derya Dağaşan Özaydın