DÜZCE FINDIKLI AKSU KÖYÜ, KİMLERİN GADRİNE UĞRADI?

Köy sakini Zeki Mercan’ın ızdırabını dinleyelim;

Bu köy benim köyüm… Burada doğdum, büyüdüm, öğretmen oldum ve emekli oldum.

Emeklilik yıllarımda ve belki de ömrümün son deminde köyüm maalesef sellerle karşı karşıya kaldı.
Köyüm bir orman köyü olarak cennetten bir köşe sanki. Turizm, hayvancılık, arıcılık, organik tarım ve ekolojik tarım için gelişmekte olan bir köy…
Boylu boyunca içinden geçen AKSU deresi köyün burada serpilip gelişmesinin ana sebebi.

Bu dereden hem insanlar hem hayvanlar içme suyu temin etmiş. Tarlalar bostanlar bu derenin suyu ile hayat bulmuş.
Ne var ki kıvrım kıvrım akan bu şirin dere bugün köylüye sel korkusu yaşatmakta. Yağmurlar biraz artınca *Sel mi olacak* korkusu yayılır köylünün yüreğine. Belirli aralıklarla seller olmuş köyde kayda değer zararlar oluşmuştur ama çok şükür can kaybı yaşamadık.
Bu küçücük derenin böyle azgınlaşmasının ve heyelanların olmasının ilk aklıma gelen sebebi ormanlarımızda devlet tarafından aşırı kesim yapılmaya başlanmasıdır. On yıl ormanda kesim yapılmasa yine sel olur muydu acaba?
Düzce’nin ortasından geçen Büyük Melen çayı gerektiği gibi duvarlar örülerek çevresindeki yerleşim alanlarına zarar vermesi önleniyor.
Peki bu küçücük dere ile mi başedemiyor devletimiz? En sağlamından bir kanal ile bu köyde bu sorun kökten çözülemez mi?
Görünen o ki kurumlar kolay yolu seçerek köyün tamamen kaldırılmasını konuşuyorlar. Bir köy dile kolay, nasıl yok edilir? Yok etmeden çözüm üretmek değil midir kurumların görevi?
Köyler bizim göz bebeğimiz, çocuklarımızın geleceğidir. Bir köyü yok etmek, orada yaşayanları da yok etmektir. YAPMAYIN !!!

       {Zeki MERCAN}