Türkiyeli Gürcüler (ÇVENEBURİLER) hakkında yazmakta olduğu kitapta yer vermek üzere gerçekleştirdiği bu güzel söyleşi için Gürcistan yazarlar Birliği üyesi yazar Eka SURAMELİ hanıma müteşekkirim.
Sevgili dostlar, merhaba…
Sayfamı takip edenleriniz bilir; ben, Türkiye’de yaşayan Gürcülerin hikâyelerini kaleme alıyorum. Zamanın, tarihin ve mesafelerin aşındıramadığı köklerini yüreklerinde taşıyan insanların hikâyelerini… Çok yakında bu anlatılar tek bir kitapta buluşacak.
Bugün ise sizleri, bu yolculukta kalbime en çok dokunan isimlerden biriyle tanıştırmak istiyorum: Düzce Gürcü Kültür Derneği Yöneticisi, eğitimci Sayın Zeki Mercan (Kobaladze).
O, yalnızca kendi dilini koruyan biri değil; aynı zamanda o dili başkalarının da yüreğine nakşeden bir emekçi… Okumayı, yazmayı, doğru konuşmayı, hatta Gürcüce düşünmeyi öğreten bir gönül insanı. Düzce’de açtığı kurslar, niceleri için unutulmuş köklere uzanan bir köprüye dönüştü.
Ama itiraf etmeliyim ki, beni en çok etkileyen başka bir şeydi…
Onunla konuşurken, kelimelerinden dökülen Gürcüce öylesine duru, öylesine tabiiydi ki; insan, karşısında Gürcistan’da doğup büyümüş birini sanıyordu. Oysa o, sınırların ötesinde doğmuş bir Gürcüydü. Fakat dilini, bir insanın ruhunu korur gibi korumuştu.
Bu, tarif edilmesi zor bir duyguydu…
Ve işte tam da bu duyguyla, onun hikâyesini sizlerle paylaşmak istiyorum.
– Zeki bey, hikâyeniz sanki dağların kalbinde başlıyor… Anlatır mısınız?
Cevap:
Evet… Benim hikâyem 1960 yılının sonbaharında, Düzce’nin yüksek dağlarında, küçük bir köyde — Fındıklı Aksu’da başlar. Orada doğa insanı adeta kendi elleriyle büyütür; berrak sular, fındık kokulu ormanlar… Ben ise ailemin onuncu ve sonuncu çocuğuydum.
– Kökleriniz nereden besleniyor?
Cevap:
Dedem, 1878 savaşının ardından Batum’dan göç etmek zorunda kalmış. Bu bir tercih değil, kaderin dayattığı bir yoldu. Sonrasında babam da aynı yolu yürüdü… Sanki ailemiz hep yollardaydı; ama bir şeyi hiç kaybetmedik: Gürcistan’ı. Çünkü o, bizim içimizde yaşamaya devam etti.
– Çocukluğunuz nasıldı?
Cevap:
Ziyadesiyle Gürcülükle yoğrulmuştu… Köyde yalnızca Gürcüce konuşulurdu. O benim ilk dilim, ilk sesimdi.
– Peki sonra?
Cevap:
Beş yaşımda, okumam gerektiğine karar verildi ve evde Türkçe konuşulmaya başlandı. Zamanla Gürcüceden uzaklaştım… Öyle ki, bir süre sonra kendi dilimin yalnızca “bozuk bir Türkçe” olduğuna inandım. Bugün bunu hatırladıkça içimde bir sızı hissediyorum…
– Gürcüce size ne zaman geri döndü?
Cevap:
1975’te… Küçücük bir cep sözlükle. O sözlük, benim için sadece bir kitap değildi; kendime açılan bir kapıydı. Her şey oradan yeniden başladı.
– Gürcistan’da eğitim görmek hayali var mıydı?
Cevap:
Evet… Hatta o hayale çok yaklaşmıştım. Ama dönemin şartları izin vermedi. Bu, hayatımın en derin yaralarından biri olarak kaldı.
– Yolunuza nasıl devam ettiniz?
Cevap:
Hiç durmadım… Kitaplarla, mektuplarla, insanlarla yeniden kurdum bağımı. Sonra başkalarına da öğretmeye başladım. İlk öğrencim babamdı… Ve bir gün ondan Gürcüce yazılmış bir mektup aldım. O anı tarif etmek imkânsız…
– İki dünya arasında bir köprü oldunuz…
Cevap:
Belki de öyle… Akrabalık bağları yeniden kurulunca tercüme için insanlar bana gelmeye başladı; mektuplarını okumam için. Böylece çeviri yapmaya başladım… Ve bu yol hâlâ devam ediyor.
– Bugün ne yapıyorsunuz?
Cevap:
Hâlâ Gürcüce öğretiyorum. Hem sınıfta hem de çevrimiçi… Bildiğim ne varsa paylaşmaya çalışıyorum.
– Sizin için en kıymetli olan nedir?
Cevap:
Torunumun Gürcüce öğrenmesi… Onunla oyunlar oynayarak bu dili öğretmek için sık sık İstanbul’a gidiyorum. Ailemizde Gürcü kimliğinin kaybolmaması en büyük arzum. Buna yürekten inanıyorum; yakında gerçekleşecek. Ve o gün geldiğinde yüksek sesle şunu söyleyeceğim:
Dilimiz kaybolmadı… Biz hâlâ varız.
– Okuyuculara son bir söz?
Cevap:
Dil, insanın ruhudur. Onu koruyan, kendini korur.
Sayın Zeki Mercan’a bu içten ve derinlikli sohbet için gönülden teşekkür ederim.
Saygılarımla,
E. SURAMELİ
Zeki Mercan 🇬🇪🇹🇷🇬🇪🇹🇷🇬🇪🇹🇷🇬🇪🇹🇷🇬🇪🇹🇷🇬🇪🇹🇷🇬🇪🇹🇷🇬🇪🇹🇷🇬🇪🇹🇷🇬🇪🙏🙏💓💓
Tüm arkadaşlarıma hoş geldiniz.
Sayfamı takip edenler, muhtemelen Türk Gürcüleri hakkında yazdığımı biliyorlardır. Zaman, tarih ve mesafeye rağmen köklerini yüreğinde saklamış insanlar. Çok yakında bu hikayeler tek bir kitapta birleşecek…
Bugün size özel katılımcılarımdan biri olan Düzje’deki Gürcü Kültür Derneği Başkanı, öğretmen Sayın Zeki Merjani (Kobaladze) ile tanıştırmak istiyorum.
Sadece Gürcü dilini korumakla kalmayıp, başkalarına da öğreten o kişi – Gürcüce yazmayı-okumayı, doğru konuşmayı, düşünmeyi… Duzje’de açtığı kurslar, birçok kişi için köklerine kavuşan bir köprü haline geldi.
Ama en çok ne için heyecanlandım biliyor musun? . .
Biz konuşurken zeki bey öyle saf doğal gürcü aksanıyla konuştu ki sanki Gürcistan’da doğup büyümüş gibi
Ama bir Gürcü vardı, sınır dışında doğmuş, diline ruhu gibi sahip çıkmış.
Kelimelere dökmesi zor bir duyguydu…
Ve bu duygu ile hikayesini sizinle paylaşmak istiyorum.
Sn. Zeki Mercan ile röportaj.
Bay Zeke, hikayeniz dağdan başlıyor gibi görünüyor… Bize söyleyecek misin?
Yanıtlayan: Evet.. Hayatım 1960 sonbaharında, Axu’da Düzje Yüksek Dağı’ndaki küçük bir köyde başlıyor. Doğa orada insan yetiştiriyor gibi görünüyor – berrak sular, ormanlar fındık dolu… Ailenin onuncu ve son çocuğuydum.
Köklerin nereden geliyor?
Cevap: Dedem 1878 savaşından sonra Batum’dan taşındı. Kolay bir seçim değildi – bu bir baskıydı. Babam daha sonra aynı yola gitti… Sanki ailemiz hep yollardaydı ama Georgia’yı hiç kaybetmedik – içimizde yaşadı.
— Çocukluğun nasıl geçti zeki bey?
Yanıt veren: Çok Gürcü… Köyde sadece Gürcüce konuşuyorlardı. Bu benim ana dilimdi, ilk sesimdi.
– ve sonra değişecek mi?
Cevap: Beş yaşındaydım, okumam gerektiğine karar verdiklerinde evde Türkçe konuşmaya başladılar. Yavaş yavaş Gürcüden uzaklaşıyordum… Sonunda dilimin sadece “bozuk Türkçe” olduğuna inandım. Bugün bunu hatırlamak kalbimi kırıyor…
— Gürcü’nün size geri döndüğünü ne zaman hissettiniz zeki bey?
Cevap: 1975 yılında… Küçük bir sözlükle. Sanki bu küçük kitap kendine dönmenin anahtarıymış gibi. İşte yeniden başladığım yer.
— Gürcistan’da okumak senin hayalin miydi?
Yanıtlayan: Evet.. Ve ben de oldukça yakındım. Ama o zamanki koşullar bunu yapmama izin vermiyordu. Hayatımdaki en acı anlardan biriydi.
–Nasıl devam ettiniz Bay Zeke?
Cevap: Durmuyorum. Kitaplarla, mektuplarla, insanlarla… Yavaş yavaş Gürcü’ye dönüyordum. Sonra başkalarına öğretmeye başladım. Babam ilk defa öğrendi – ve bir gün onun mektubunu Gürcüce aldım… Bu hatırlanması gereken bir şeydi.
–İki cihan arasında köprü oldun zeki bey ne dersin buna?
Yanıt veren: Muhtemelen öyle… Akrabalarla bağ kurulunca insanlar bana mektup okumaya geldiler. İşte çevirmeye böyle başladım… Ve yol bu güne kadar devam ediyor.
– Bugün ne yapıyorsunuz Zeki bey?
— Bugün hala Gürcüce öğretiyorum – hem izleyiciler arasında hem de çevrimiçi. Bildiklerimi paylaşmak için elimden geleni yapıyorum.
— ve senin için en önemli şey nedir?
—- Benim için en önemlisi torunuma Gürcüce öğretmek diyor zeki bey sevinçle, İstanbul’a geliyorum torunuma Gürcüce öğretmek için, ilerde ailemizde Gürcü kimliği kaybolmasın.
Bu benim en büyük dileğim, eminim bu hayalim çok yakında gerçekleşecektir. Bundan sonra yüksek sesle söyleyeceğim,
Dilimizi kaybetmedik… Hala var olduğumuzu.
— Okuyana ne dersiniz Zeki bey?
Cevap: Dil ruhtur. Onu kurtarırsak kendimizi kurtarmış oluruz.
Zeki bey çok teşekkür ederim ilginç bir cevap verdiniz
Saygısızlık etmek istemem.
E Suramel
