SİZ GİTSEYDİNİZ BUNLAR OLMAZDI..!
Bu millete yıllardır ne anlatıldı?
“Biz ümmetin son kalesiyiz…”
“Biz gidersek Kudüs düşer…”
“Biz gidersek mazlumlar sahipsiz kalır…”
“Biz sadece bir parti değiliz, bir davayız…”
Peki şimdi herkes vicdanıyla baş başa kalıp şu tabloya baksın:
Irak gitti.
Libya gitti.
Suriye parçalandı.
Lübnan boğuldu.
Filistin katlediliyor.
Netanyahu daha da güçlendi.
Şimdi İran hedefte.
Yani adım adım,
ülke ülke,
şehir şehir,
bütün İslam coğrafyası siyonist-emperyal kuşatmanın altına alındı.
Burada artık çok net bir soru var?:
Eğer gerçekten bu kadar güçlüydünüz ise, neden bu çöküş yaşandı?
Eğer gerçekten ümmetin umudu sizdiniz, neden ümmet bu kadar sahipsiz kaldı?
Eğer gerçekten “büyük dava” buyduysa, neden kazanan hep siyonist düzen oldu?
Bakın…
Bu artık muhalefet meselesi değil.
Bu artık parti meselesi değil.
Bu artık sağ-sol meselesi hiç değil.
Bu, samimiyet meselesidir.
Bu, emanet meselesidir.
Bu, hesap meselesidir.
Çünkü bir siyaset kendisini
“ümmetin temsilcisi”,
“mazlumların hamisi”,
“İslam dünyasının son umudu”
olarak tanıtıyorsa…
artık sıradan bir iktidar gibi yargılanamaz.
O zaman sorulur:
Madem bu kadar iddialıydınız,
neden Irak işgal edilirken caydırıcı bir irade ortaya konulamadı?
Neden Libya parçalanırken
İslam dünyası tek ses olamadı?
Neden Suriye, yüzyılın en büyük jeopolitik ve insani yıkımına çevrilirken
ümmet adına konuşanlar, sonuç üretemedi?
Neden Filistin meselesi her seçim dönemi en yüksek perdeden konuşuldu ama siyonist yapının gerçek sponsorlarına
bir kez olsun tarihi bir bedel ödetilemedi?
Neden hep sert cümleler duyduk…
ama sahada hep aynı tabloyu izledik?
İşte insanların zihnini yoran yer tam da burası.
Çünkü artık şu duygu büyüyor:
Acaba bize anlatılan dava ile sahada yürüyen gerçek aynı şey değil miydi?
Acaba “ümmet” söylemi,
hakikaten ümmeti korumak için mi kullanıldı?…
yoksa içeride kitle konsolidasyonu için mi?
Acaba “Kudüs” gerçekten bir sorumluluk muydu…
yoksa sadece en güçlü siyasi sloganlardan biri miydi?
Acaba “hilafet ruhu”, “İslam birliği”, “mazlumların hamiliği”
gerçek bir stratejik iradenin adı mıydı…
yoksa duygusal mobilizasyonun en etkili aracı mıydı?
Çünkü ortadaki sonuç, maalesef çok ağır:
Söz büyüktü… sonuç küçüktü.
Nutuk büyüktü… bedel mazluma kaldı.
İddia büyüktü… ama kazanan yine siyonist akıl oldu.
Ve işte tabanın vicdanında asıl kırılma burada başlıyor.
Çünkü samimi insanlar şunu hissediyor:
Biz yıllarca,
sadece bir partiye değil…
bir emanete inandık.
Sadece bir lidere değil…
bir istikamete inandık.
Sadece bir seçime değil…
bir tarihi sorumluluğa inandık.
Ama bugün dönüp bakınca
İslam coğrafyasının hâli içimizi parçalıyor.
O zaman insanlar kendine şu soruyu soruyor:
Bize gerçekten hakikat mi anlatıldı,
yoksa hakikatin duygusal ambalajı mı sunuldu?
Bakın, çok açık söyleyelim:
Bir hareket,
yıllarca ümmetin duygularına hitap edip
sonunda ümmet coğrafyası bu kadar parçalanmışsa…
en azından artık
özeleştiri borcu vardır.
Bir hareket, Kudüs’ü en yüksek perdeden savunup
sonunda Kudüs davası daha da yalnızlaşmışsa…
en azından artık hamaset değil, muhasebe yapmak zorundadır.
Bir hareket, “Biz gidersek her şey biter” deyip
yıllar içinde her şeyin daha da ağırlaştığı bir tablo üretmişse…
en azından artık insanların sadakatini değil, aklını ve vicdanını muhatap almak zorundadır.
Çünkü samimi dava adamları şunu bilir:
Gerçek dava; sloganla değil, sonuçla ölçülür.
Gerçek liderlik; alkışla değil, ümmetin hâliyle tartılır.
Gerçek sadakat; kişilere değil, hakikate gösterilir.
Ve bugün hakikat acı bir yerden konuşuyor:
Irak gitti.
Libya gitti.
Suriye parçalandı.
Lübnan boğuldu.
Filistin katledildi.
Netanyahu güç kazandı.
Şimdi İran hedefe kondu.
Eğer buna rağmen hâlâ sadece slogan duyuyorsak,
o zaman insanlar artık şu cümleyi kurmaya başlar:
Demek ki sorun sadece dış güçler değilmiş…
Demek ki içeride de büyük bir samimiyet ve irade açığı varmış.
Kimse kusura bakmasın…
Ümmetin umudu olduğunu söyleyenler,
ümmetin çöküşü karşısında sadece konuşuyorsa;
orada dava değil, ciddi bir güven krizi başlar.
Ve bugün bu milletin asıl ihtiyacı,
yeni sloganlar değil…
hakikattir.
muhasebedir.
ahlaki tutarlılıktır.
ve zalime karşı gerçekten bedel ödeyebilen bir omurgadır.
Çünkü en ağır hayal kırıklığı,
düşmandan gelmez.
İnsanın umut bağladığından gelir.
{Dr.Seref Menteşe}
SİZ GİTSEYDİNİZ BUNLAR OLMAZDI..!