SÜNNİ KÜRTLER, NİYE ANADOLU’YA GETİRİLDİ?

Osmanlı’nın 16. yüzyıldan itibaren stratejik bir hatayla bölgedeki nüfuz alanını teslim ettiği bu Kürt aşiretleri, bölgenin yerlisi değil, sonradan getirilip Türkmen topraklarına ve evlerine çöken yapılardır. Devletin mezhepçi kaygılarla kendi öz evladı olan Türkmen aşiretlerini (Döğerler, Avşarlar, Bayatlar, Çepniler ve Beydilliler) Safevi sempatizanı diyerek sürmesi veya baskılaması; yaratılan bu yapay boşluğun, İran ve Irak sınır hattından kaydırılan Baban, Bohtan, Hakkarî, Revanduz ve Bedirhan gibi Kürt aşiret yapıları tarafından doldurulmasına ve Türkmen mülküne el konulmasına imkan sağlamıştır.
Bu süreçte Türkmen yurdu olan topraklar, devletin imtiyazıyla palazlanan bu sonradan gelme aşiretler tarafından gasp edilmiştir. Bugün “vatan” iddialarının temelinde yatan şey tarihsel bir hak değil, Türkmen varlığının üzerine inşa edilmiş bir işgal ve çökme gerçeğidir.

Bedirhan Bey İsyanı ve Kronolojik Süreç:

1820-1830: II. Mahmud dönemindeki merkeziyetçilik hamleleri, devletin vaktiyle Türkmen topraklarını peşkeş çektiği bu sonradan gelme Bohtan (Bedirhan) ve Baban gibi aşiret yapılarının imtiyazlarını tehdit etmeye başlar.

1840-1842: Bedirhan Bey, Türkmen yurdu olan Cizre ve çevresinde, Osmanlı’nın zafiyetinden faydalanarak bu işgali kalıcı bir “emirlik” kılıfına sokmaya çalışır.

1843-1845: Bölgedeki demografik dokuyu tamamen değiştirmek adına, Türkmen köyleri ve meraları üzerindeki baskı en üst seviyeye çıkarılır; bu bir “hak” arayışı değil, mülke doğrudan çökme eylemidir.

1847: Osmanlı’nın isyanı bastırmasıyla Bedirhan Bey tasfiye edilir, ancak o dönemde Türkmen evlerine yerleşen bu yapay nüfus ve zihniyet, bugünkü bölücü iddiaların asıl kaynağı olarak bölgede kalmaya devam eder.
Sonrasında da hem 1. Dünya savaşı hem kurtuluş savaşı sırasında kaynakları ile yazdığımız üzere öyle birlik beraberlik bir yana ermeni ve Ruslar ile yeri gelmiş Yunanlılar ile iş tutmuşlardır.
Beraber savaştık tamamen bir masaldır.
Bugün dem in duruşu ve 7 milyon oy alması da kanıttır .

İçlerinde belki yüzde birden az bir kısım Kürdistan yerine ben güneydoğuluyum der , bu vatana sadık ulus devlet tanımını kabul etmiş ve Türk halkı içinde kendini görmektedir onlar ise yüzde 1 bile değildir .

Bu yüzden bu kürt hareketi değil demek 1600lü yıllardan beri yani Yavuzdan hemen sonra gelir gelmez yaptıkları ve var olan bir şeyi yok saymaktadır.

Eğer bir hak söz konusu ise eğer bir özür söz konusu ise eğer bir gasp söz konusu ise bu Türkmenleredir.

Diğerleri Zagros Dağları’ndan öteye gitsin

Tarihsel hakikat şudur: Güneydoğu’nun her karışında Selçuklu ve Türkmen damgası vardır. Bugün bölücülerin “bizim” dediği yerler, Osmanlı’nın yanlış politikalarıyla Türkmenlerin elinden alınıp bu aşiretlere açılan, yani dışarıdan gelip Türkmen yurduna çökenlerin işgal sahasıdır. Bu bir mülkiyet hakkı değil, tarihsel bir gasp sürecidir.

Orcun Alacam

Kaynaklar:

Sevinç, N. (1992). Antik Çağ’dan Günümüze Kürtler ve Kürdistan Gerçeği. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı.

Akçura, Y. (1928). Osmanlı İmparatorluğu’nun Dağılma Devri. Türk Tarih Kurumu.

Sümer, F. (1999). Oğuzlar (Türkmenler): Tarihleri, Boy Teşkilatı, Destanları.

Halaçoğlu, Y. (1991). XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun İskân Siyaseti ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi.