PARTİ İÇİ DEMOKRASİ

SİYASİ PARTİLERDE PARTİ İÇİ DEMOKRASİ

Günümüzde demokrasi karmaşık bir kurumsallaşmadan oluşur. Hükümet, meclis, siyasi parti, yargı, medya, sivil toplum kuruluşları ya da baskı grupları bu sistemin en temel unsurlarıdır. Bu kurumsal oluşumlardan siyasi partiler sistemin yönetimi ile doğrudan ilgilidir.

Ülkemizde siyasi partilerin 19. yüzyılın başlarındaki değişim ve dönüşüm hareketleri ile birlikte Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde görüldüğü söylenebilir. Siyasi parti kuruluşuna öncülük yapan hareketler, cemiyetler olarak ortaya çıkmışlar fakat padişah baskısı ve takibi ile karşılaştıkları için faaliyetlerini gizlice yürütmüşlerdir. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra, 1909-1913 yılları arasında çok partili siyasal hayatın temelleri atılmıştır.

İlk parti İttihat ve Terakki Cemiyeti ve ardından gelen Ahrar Fırkası çok partili siyasal rejime geçişin temelini oluşturmuştur. 1839’da padişahın yetkilerinin kanunlarla sınırlandırılarak anayasal sürece geçiş, adalet makamlarının yeniden düzenlenmesi ve yerel parlamentolar oluşturularak halkın yönetime katılımının sağlanması, nihayetinde 1923 yılında saltanatın kaldırılması ve Cumhuriyetin ilanı ile ülkemizde partili hayata geçilmiştir. 1946 yılına kadar tek partili yönetime devam edilmiştir. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Fırka kurulmuş olsalar da görülen tehlike üzerine kapatılmışlardır. 1946 yılında Demokrat Parti’nin kurulması ile çok partili hayata geçilmiştir.

Cumhuriyetimizin ilk siyasi partisi Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Kurucu genel başkanı ve Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk; ”Vatandaşın en büyük vazifesi, aynı zamanda en mukaddes hakkı, seçme hakkıdır. Devlet binasının temeli olan, Büyük Millet Meclisi halinde toplanan mebusları, vatandaşlar seçer ve bu suretle devlet kurmakta haiz olduğu irade ve egemenliğin sahibi olduğunu gösterir. (1930)”

Yine başka bir konuşmasında; “Vatandaşlar! Vatanımızda herhangi bir şahsı, istediğinizi sevebilirsiniz! Kardeşiniz gibi, arkadaşınız gibi, babanız gibi, evladınız gibi, sevgiliniz gibi sevebilirsiniz. Fakat bu sevgi sizi, millî mevcudiyetinizi bütün sevgilerinize rağmen herhangi bir şahsa, herhangi bir sevdiğinize vermeğe sebep olmamalıdır. Bunun aksine hareket kadar büyük hata olamaz.” (1925) demiştir.

Halkın egemenliğinden söz edebilmek de ancak siyasal partiler aracılığıyla mümkün olabilir. Halkın meşru ve örgütlü gücünün bir yansıması olan siyasal partiler, bu özellikleriyle halkın kendini ifade etme araçları olarak da kabul edilebilir. T.C. 1982 Anayasasının 68. maddesine göre “Siyasi partiler siyasal hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır.”

Parti içi demokrasi konusunda ülkemiz açısından baktığımızda siyasal partilerin çoğunluk olarak parti içi demokrasi karnesinin çok parlak olmadığı rahatlıkla söylenebilir. Parti liderlerinin çok uzun süre görevde kalmaları, lider egemenliğinin sürekli kılınması, olağanüstü haller dışında lider değişimi olmaması, parti yönetimine parti içerisinden gelen eleştirilerin fitne ve nifak sokma teşebbüsleri olarak algılanması, parti üyeliği aidatının parti için bir gelir kaleminden öte muhalifleri partiden dışlamada etkili bir yöntem olarak görülmesi gibi hususlar siyasal kültürümüzde parti içi demokrasi kavramının yeterince oturmadığını göstermektedir.

“Eğer toplumdaki bazı kesimler yeterli katılma olanaklarına sahip değillerse bir katılma bunalımı doğar. O toplum kesimleri kendilerine güçleri oranında etkin olma fırsatı tanımayan sisteme karşı çıkarlar. Siyasal katılma, sistemin barışçı yollardan zaman içinde değişmesine olanak tanırken, aynı zamanda karşı güçleri sistemle bütünleştirmiş ve bir anlamda sistemi de güçlendirmiş olur. Siyasal sistemin ve toplumsal düzenin, değişen koşullara göre kendilerini yenilemelerine olanak verir.” (Kışlalı 1993: 187)

“Parti içi seçimlerde sandık çalmak, üyelere duyuru göndermemek, sahte oy kullanmak yaygındır. Daha ötesi üst parti örgütleri, seçimle gelmiş alt örgütleri görevden almaktan ve yerlerine kendi yandaşlarını atamaktan çekinmezler. Tüzük maddeleri kolayca çiğnenir ve atama ile gelen yönetimler, üyelik ve delege operasyonunu tamamlayıncaya kadar, gerektiğinde aylarca görevde tutulurlar. Önseçimlerin bütün partililerin katılacağı bir şekilde yapılması gerekirken, önseçim adı altında merkez yoklaması ile yetinilir.” (Yanık 2016 s 14)

Parti içi demokrasinin artırılması ve geliştirilmesi için ulu önderimiz Atatürk’ün de belirttiği üzere halkımız siyasi partiler aracılığı ile kendisini en iyi yönetebilecek ve en çok sevdiği vatanını milletini seven ve kalkındıran insanları seçebilmelidir.

Partilerde eğitim yoluyla siyasal kültür artırılmalıdır.Epictetos’a göre, “Sadece eğitimli olanlar özgürdür.’’

Ülke insanları sosyoekonomik yönden de geliştirilmelidir.

Seçim sistemi ülkenin tarihsel gelişimi ve bu gelişim içerisinde siyasal düzlemde benimsemiş olduğu değerlere, siyasal geleneklere, ülkenin siyasal yapısına ve koşullarına bağlı olarak farklılık gösterebilmektedir. Bu farklılıklar ise seçim sisteminin temel amaçları olan temsilde adaleti ve/veya yönetimde istikrarı ya da her ikisini sağlamaya yönelik olarak karşımıza çıkmaktadır (İnan, 2014: 98).

Parti içi demokrasi yalnızca lider ve kadrosunun değil, tüm parti teşkilatında görev alanların birer siyasal aktöre dönüşmesi ve kitleler üzerinde etkili olması ile sağlanabilir.

Demokrasinin öncelikle parti içinde yaşama geçirilmesi, parti üst düzey yönetiminin yetki alanlarının sınırlandırılması gereklidir. Özellikle seçimler öncesi aday saptamada üst kadronun sınır tanımayan yetkisi, milli iradenin sandığa tam olarak yansımasını önlemektedir ve bu durum demokratik işleyişi aksatmaktadır.

Siyaset yalnızca kişisel çıkarların elde edilebileceği bir süreç olarak görülmemeli, siyasal düşünceler geniş kitleler tarafından içselleştirilmelidir. Kitlelerin siyasi faaliyetlere karşı ilgisiz ve güvensiz tavır takınmalarının nedeninin kitlelerin değil, çok küçük bir seçkin grubun siyaset yapması olduğunun bilinmesidir.

Parti içinde ve partiler arasında liderliğe aday kişilerin birden fazla olması olumlu olarak değerlendirilmelidir. Partiler liderlerin görevden ayrılmasından etkilenmemesi gereken siyasi örgütler olmalıdır. Liderlerden sonra da partiyi devam ettirecek ikinci ve üçüncü şahıslar, siyasal ideolojiye ve partiye kazandırılmalıdır.

Sonuç olarak demokrasi için vazgeçilmez ve demokrasinin kurumsallaşması açısından sürdürülebilirliği yönünden önemli olan şudur ki; Siyasi partiler, Türkiye’de her ne kadar parti içi demokrasiyi tam olarak uygulamıyorlarsa da bu durum parti içi demokrasinin tamamen siyasi partilerde uygulanamayacağı anlamına da gelmemektedir. Bu durum hem bir süreç işi olmakta hem de yukarıda anlatılan öneriler çerçevesinde yasalar ve siyasi/kültürel bazda yapılacak birtakım değişikliklerle bu sorunun önüne geçilmesi mümkündür.

KAYNAKÇA

https://www5.tbmm.gov.tr/anayasa.htm

https://www.mudafaaihukuk.org.tr/tr/p/214/siyaset-ilmi-ve-devlet-idaresi-ozlu-sozler-mustafa-kemal-ataturk

İNAN Seçkin (2014) Türkiye de Demokrasinin yapılanmasında Önemli Bir Unsur; Parti İçi Demokrasi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Tez, Ankara 242s.

KIŞLALI Ahmet Taner 1993 Siyasal Çatışma ve Uzlaşma İmge Kitabevi Ankara 187s.

YANIK Murat 2016 Türkiye de Siyasi Partiler ve Demokrasi Raporu, Özgürlük Araştırmaları Derneği Ankara s.14